Karadeniz Bölgesi’nde Kaç İl Var? 18 İlin Sosyolojik Hikâyesi
Sevgili ziyaretçiler, Donercierolusta tarafından hazırlanan bu yazıda Karadeniz bölgesinde kaç il var konusu özenle işlendi.
Bir haritaya bakıp “Karadeniz Bölgesi’nde kaç il var?” diye sorduğumuzda ilk bakışta oldukça basit görünen bir cevapla karşılaşıyoruz: 18 il. Fakat biraz durup düşündüğümüzde, bu sayı yalnızca coğrafi bir bilgiyi anlatmıyor. Her ilin kendi tarihi, ekonomik ilişkileri, aile yapıları, göç deneyimleri, toplumsal normları ve gündelik yaşam biçimleri var. Dolayısıyla Karadeniz’i yalnızca yeşil dağlardan, yağmurdan, çaydan, fındıktan veya hamsiden ibaret görmek, bölgede yaşayan insanların deneyimlerini fazlasıyla basitleştirmek olur.
Karadeniz Bölgesi; Amasya, Artvin, Bartın, Bayburt, Bolu, Çorum, Düzce, Giresun, Gümüşhane, Karabük, Kastamonu, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Trabzon ve Zonguldak olmak üzere 18 ilden oluşur. Coğrafi olarak Batı, Orta ve Doğu Karadeniz olmak üzere üç bölüme ayrılır. Akademik coğrafya kaynaklarında Çorum ve Tokat’ın idari alanlarının bir bölümünün komşu coğrafi bölgelerle kesiştiği de özellikle belirtilir.
Ancak “18 il” cevabının önemli bir ayrıntısı daha vardır: Bu illerin tamamının denize kıyısı yoktur. Karadeniz Bölgesi sınırları içinde yer alan 18 ilden yalnızca 11’inin doğrudan Karadeniz kıyısı bulunur. Bunlar Düzce, Zonguldak, Bartın, Kastamonu, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize ve Artvin’dir.
Bu ayrım sosyolojik açıdan oldukça önemlidir. Çünkü “Karadenizli olmak” yalnızca denizin yanında yaşamakla açıklanabilecek bir kimlik değildir.
Karadeniz Bölgesi Kavramını Sosyolojik Olarak Nasıl Okumalıyız?
Coğrafi bölge ile toplumsal bölge aynı şey değildir
Bir coğrafi bölge, harita üzerinde belirli sınırlarla tanımlanabilir. Sosyolojik bölge ise insanların birbirleriyle kurduğu ilişkiler, ortak anlamlar, gelenekler, ekonomik faaliyetler ve tarihsel deneyimler üzerinden şekillenir.
Bu nedenle Karadeniz Bölgesi dediğimizde aslında tek bir toplumsal yapıdan söz etmiyoruz. Rize’de çay tarımının oluşturduğu ekonomik ve ailevi ilişkilerle Zonguldak’taki madencilik geçmişinin toplumsal etkileri aynı değildir. Samsun’un daha büyük bir kent merkezi olmasıyla Bayburt’un daha küçük nüfuslu yapısı arasında gündelik hayat bakımından önemli farklar vardır.
Nitekim güncel bölgesel veriler de bu farklılaşmayı gösteriyor. Örneğin Batı Karadeniz’in Zonguldak, Karabük ve Bartın ekseninde yaş yapısının Türkiye ortalamasından farklılaştığı; 2022 verilerinde 65 yaş üzeri bağımlılık oranının %21,13 ile Türkiye ortalaması olan %14,55’in üzerinde olduğu belirtiliyor. Aynı bölgede genç bağımlılık oranı ise %22,85 ile Türkiye ortalaması olan %32,25’in altında. Bu veriler, genç nüfusun azalması ve yaşlanma eğilimi gibi sosyolojik süreçleri anlamak açısından önem taşıyor.
“Toplumsal yapı” ne anlama gelir?
Toplumsal yapı; aile, ekonomi, eğitim, siyaset, din, hukuk, yerel kurumlar ve kültürel normlar gibi insanların davranışlarını şekillendiren ilişkiler bütününü ifade eder.
Birey bu yapıların içinde doğar ama tamamen pasif değildir. İnsanlar mevcut kurallara uyabilir, onları yeniden üretebilir veya değiştirmeye çalışabilir.
Karadeniz’de bunu özellikle kırsal yaşamda görmek mümkündür. Örneğin bir ailede tarımsal üretimin nasıl paylaşılacağı yalnızca ekonomik bir karar değildir. “Tarlaya kim gider?”, “parayı kim yönetir?”, “mülk kimin adına kayıtlıdır?”, “ev işlerinden kim sorumludur?” gibi sorular aynı zamanda güç ilişkilerini ortaya çıkarır.
Karadeniz’de Aile, Dayanışma ve Toplumsal Normlar
Aile yalnızca özel alan değildir
Karadeniz toplumunu anlamaya çalışırken aile ilişkilerini göz ardı etmek mümkün değildir. Geniş aile bağları, komşuluk, akrabalık, hemşehrilik ve yerel dayanışma biçimleri birçok yerde ekonomik ve sosyal yaşamın önemli parçalarıdır.
Bu dayanışmanın olumlu tarafları vardır. İnsanlar zor zamanlarda birbirlerine destek olabilir, düğünlerde, cenazelerde, tarımsal üretimde veya gündelik sorunlarda kolektif yardım mekanizmaları çalışabilir.
Fakat dayanışma ile toplumsal baskı arasındaki sınır her zaman net değildir.
Bir topluluk bireye güvenlik ve aidiyet sağlayabildiği gibi, bireyin hayat tercihlerini de sınırlayabilir. “El âlem ne der?” düşüncesi bunun en bilinen örneklerinden biridir.
Normlar nasıl işler?
Toplumsal norm, belirli bir toplumda “uygun” veya “beklenen” kabul edilen davranış kalıplarıdır. Bir gençten nasıl davranması beklendiği, kadın ve erkeğin hangi işleri yapmasının “normal” görüldüğü, evlilik yaşına ilişkin beklentiler veya aile büyüklerine karşı sorumluluklar normların gündelik hayattaki örnekleridir.
Karadeniz’in farklı yerleşimlerinde bu normların yoğunluğu aynı değildir. Kentleşme, eğitim, göç, sosyal medya ve ücretli istihdam gibi faktörler geleneksel normları dönüştürürken, bazı normlar yeni koşullara uyum sağlayarak varlığını sürdürebilir.
Toplumsal Cinsiyet: Görünmeyen Emeğin Hikâyesi
Kadın emeği neden görünmezleşebilir?
Karadeniz’de toplumsal cinsiyet ilişkilerini incelerken tarım özellikle önemli bir alan karşımıza çıkar. Çay ve fındık üretimi bunun en belirgin örneklerindendir.
2026 yılında yayımlanan bir saha araştırması, Rize ve Artvin’de çay tarımındaki yarıcılık ilişkilerini kadın emeği ve toplumsal yeniden üretim açısından ele aldı. 2025 Mayıs-Haziran döneminde yarıcı hanelerde kadınlarla gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler, kadınların çay üretiminin emek yoğun aşamalarında aktif rol aldığını; bunun yanında hane içindeki yeniden üretim faaliyetlerinin büyük bölümünü de üstlendiğini ortaya koyuyor.
Burada “yeniden üretim” kavramı önemlidir. Yemek yapmak, çocukların bakımını üstlenmek, yaşlılarla ilgilenmek, evin düzenini sağlamak ve aile üyelerinin gündelik ihtiyaçlarını karşılamak ekonomik sistemin dışında gibi görünse de aslında çalışma yaşamının devam etmesini sağlayan emeği oluşturur.
Dolayısıyla bir kadın gün boyunca çay bahçesinde çalışıyor, ardından eve dönüp yemek yapıyor ve çocukların bakımını üstleniyorsa, yalnızca “tarım işçisi” olarak değerlendirilmesi onun gerçek emek yükünün önemli bir bölümünü görünmez bırakır.
Fındık bahçesinden fabrikaya uzanan kadın emeği
Ordu ve çevresindeki fındık üretimi de bu açıdan dikkat çekicidir. Ünye’de fındık fabrikalarında çalışan 26 kadınla yapılan derinlemesine görüşmelere dayanan bir araştırma, kırsal kadın emeğinin tarımsal üretimden tarım dışı istihdama doğru dönüşümünü incelemiştir. Araştırma, kadınların ücretli çalışmaya başlamasının yalnızca gelir elde etmek anlamına gelmediğini; aile içindeki toplumsal cinsiyet ilişkilerini de etkilediğini göstermektedir.
Burada önemli bir sosyolojik soru ortaya çıkar: Bir kadının ücretli işte çalışmaya başlaması otomatik olarak güçlenmesi anlamına gelir mi?
Her zaman değil.
Çünkü ücretli iş ile ev içi sorumluluklar aynı anda devam edebilir. Böylece kadın ekonomik olarak üretime katılırken ev içindeki ücretsiz emeğini de sürdürmek zorunda kalabilir.
Bu durum Toplumsal adalet açısından kritik bir tartışmadır. Çünkü adalet yalnızca insanların aynı hukuki haklara sahip olması değildir; emek, zaman, gelir, mülkiyet ve karar alma gücünün nasıl dağıldığı da adalet meselesidir.
Çay Bahçelerinde Güç İlişkileri ve Kadınların Direnişi
Güç yalnızca açık baskı yoluyla kurulmaz
Güç ilişkilerini yalnızca “birinin diğerine emir vermesi” şeklinde düşünmek yetersiz kalır. Güç bazen kimin konuşacağına, kimin karar vereceğine, kimin mülk sahibi olacağına veya kimin emeğinin ekonomik değer taşıdığına karar veren görünmez mekanizmalar üzerinden işler.
2026 yılında yayımlanan bir başka araştırma, Rize’nin Pazar ilçesindeki bir köyde çay tarımının dönüşümünü yaklaşık bir yıl süren etnografik araştırma ve 24 çay üreticisiyle yapılan derinlemesine görüşmeler üzerinden ele aldı. Çalışma, çay üretiminde emek ve toprak üzerindeki hane içi mücadeleleri toplumsal cinsiyet açısından incelerken, kadınların yalnızca eşitsizliğe maruz kalan kişiler olmadığını; gündelik direniş biçimleri geliştiren failler olduğunu da gösteriyor.
Bu nokta çok değerli. Çünkü kadınları yalnızca “mağdur” olarak görmek de başka bir indirgemecilik yaratabilir.
İnsanlar içinde bulundukları koşulların hem ürünü hem de dönüştürücüsüdür.
Gündelik direniş ne demektir?
Gündelik direniş büyük protestolarla sınırlı değildir. Bir kadının aile içinde kendi kararını kabul ettirmesi, ekonomik kaynak üzerinde söz sahibi olmaya çalışması, mülkiyet hakkını savunması veya üretimdeki emeğinin karşılığını talep etmesi de gündelik bir güç mücadelesi olabilir.
Dolayısıyla Karadeniz’de toplumsal değişimi anlamak için yalnızca siyasi kurumlara değil, mutfaklara, tarlalara, kahvehanelere, aile toplantılarına ve işyerlerine de bakmak gerekir.
Eşitsizlik Karadeniz’in Tek Bir Hikâyesi Değildir
Karadeniz Bölgesi hakkında konuşurken “Karadeniz insanı” gibi genellemeler yapmak cazip gelebilir. Fakat sosyolojik bakış tam da burada dikkatli olmayı gerektirir.
Bir bölgede yaşayan herkes aynı ekonomik konuma, aynı cinsiyet deneyimine, aynı eğitim seviyesine veya aynı kültürel değerlere sahip değildir.
Bir yanda büyük şehirlerde üniversite eğitimi alan, dijital ekonomide çalışan gençler bulunurken diğer yanda kırsal bölgelerde tarımsal üretime bağlı haneler yaşayabilir. Bir kadın tarım üreticisi olabilir; başka bir kadın fabrikada ücretli çalışabilir. Bir erkek geleneksel toplumsal rollerden rahatsız olabilirken başka biri bu rollerden güç ve statü elde edebilir.
Dolayısıyla eşitsizlik tek bir eksende oluşmaz.
Ekonomik sınıf, toplumsal cinsiyet, yaş, eğitim, kent-kır ayrımı, mülkiyet ve göç deneyimi birbirleriyle kesişebilir.
Göç ve demografik dönüşüm
Bölgenin sosyolojik dönüşümünde göç de önemli bir yere sahiptir. Özellikle genç nüfusun eğitim veya iş amacıyla büyük kentlere gitmesi, kırsal bölgelerde yaş yapısını değiştirebilir.
Batı Karadeniz’e ilişkin güncel bölgesel verilerde yaşlı bağımlılık oranının yüksek, genç bağımlılık oranının ise Türkiye ortalamasının altında olması, demografik dönüşümün somut göstergelerinden biridir.
Göç yalnızca “insanların bir yerden başka yere gitmesi” değildir. Geride kalan ailelerin bakım ilişkilerini, tarımsal üretimi, miras ilişkilerini ve yerel dayanışmayı da değiştirir.
Örneğin gençlerin kentlere gitmesiyle yaşlı bir çiftin tarımsal üretimi sürdürmekte zorlanması, ekonomik bir mesele olduğu kadar bir bakım ve kuşaklararası dayanışma meselesidir.
Karadeniz Kültürü: Horondan Daha Fazlası
Karadeniz kültürünü yalnızca horon, kemençe, yayla şenlikleri ve yöresel yemekler üzerinden değerlendirmek kültürün daha derin boyutlarını gözden kaçırabilir.
Kültür, insanların dünyayı anlamlandırma biçimidir.
Yayla, mahalle ve komşuluk ilişkileri
Yayla kültürü, komşuluk ilişkileri, imece, düğünler, cenazeler, dini ve yerel ritüeller, yemek alışkanlıkları ve müzik gelenekleri toplumsal bağların kurulmasında rol oynar.
Bu pratikler bireye “Ben kimim?” sorusuna cevap verebileceği bir aidiyet alanı sağlar.
Fakat kültür aynı zamanda değişir. Bugün gençlerin sosyal medya üzerinden farklı yaşam biçimleriyle karşılaşması, geleneksel beklentilerle yeni bireysel tercihler arasında gerilim yaratabilir.
Bir gencin üniversite okumak için kentte kalmak istemesi ile ailesinin onun memlekete dönmesini beklemesi, aslında yalnızca kişisel bir tercih çatışması değildir. Burada bireyselleşme ile topluluk aidiyeti karşı karşıya gelebilir.
Karadeniz’de Güç İlişkilerini Anlamak
Güç ilişkileri bölgenin ekonomik yapısında da görülebilir.
Tarımda toprağın mülkiyeti, ürünün fiyatı, üretici ile aracı arasındaki ilişkiler, işçilerin çalışma koşulları ve devlet politikaları farklı aktörlerin pazarlık gücünü belirler.
Çay sektörüne ilişkin 2026 tarihli güncel araştırmalar, kadınların üretimdeki yoğun emeğine karşın mülkiyet ve ekonomik görünürlük bakımından sorunların devam edebildiğine dikkat çekiyor. Aynı dönemde bölgedeki çay üretiminin göçmen emeğiyle de ilişkilenmeye başladığı ve güvencesiz çalışma ile ayrımcılık tartışmalarının gündeme geldiği görülüyor.
Bu durum bize önemli bir şey söylüyor: Toplumsal yapı durağan değildir.
Yeni ekonomik ilişkiler ortaya çıktıkça yeni güç ilişkileri de ortaya çıkar.
Kimin sesi daha çok duyuluyor?
Sosyolojik açıdan belki de en temel sorulardan biri budur.
Bir köyde kimin sözü geçer?
Bir ailede ekonomik kararları kim verir?
Bir tarımsal kooperatifte kim temsil edilir?
Bir belediyenin karar mekanizmalarında kadınların ve gençlerin sesi ne kadar duyulur?
Bu soruların cevapları, görünürde eşit olan bir toplumdaki fiili güç dağılımını anlamamıza yardım eder.
Kadınların akademideki temsili üzerine Türkiye genelinde yapılan araştırmalar da benzer bir çelişkiye işaret ediyor: Kadınların sayısal olarak güçlü biçimde temsil edildiği alanlarda bile üst karar ve yönetim pozisyonlarında aynı düzeyde temsil edilmeyebilmeleri, “sayısal eşitlik” ile “güç eşitliği” arasındaki farkı gösteriyor. 2019 tarihli araştırmada Türkiye’deki sosyoloji bölümlerinde 946 akademik personelin profilleri incelenmiş ve bu ayrım tartışılmıştır.
18 İl, Çok Sayıda Karadeniz Deneyimi
“Karadeniz Bölgesi’nde kaç il var?” sorusunun cevabı 18 olsa da, bu 18 sayısının ardında çok farklı toplumsal deneyimler bulunuyor.
Amasya ile Artvin’i, Zonguldak ile Rize’yi, Samsun ile Bayburt’u aynı toplumsal kategoriye koymak mümkün; fakat onları birbirinin aynısı kabul etmek mümkün değil.
Zonguldak’ın sanayi ve madencilik tarihi, Rize’nin çay ekonomisi, Ordu ve Giresun’un fındık üretimi, Samsun’un bölgesel kent merkezi niteliği, Artvin’in dağlık coğrafyası ve göç deneyimleri farklı toplumsal ilişkiler yaratır.
Bu nedenle Karadeniz’i anlamanın yolu “Karadeniz insanı şöyledir” demekten değil, insanların hangi koşullar içinde nasıl yaşadıklarını, birbirleriyle nasıl ilişki kurduklarını ve bu ilişkileri nasıl dönüştürdüklerini sormaktan geçer.
Sonuç: Bir Harita Bilgisinden Toplumsal Hikâyeye
Karadeniz Bölgesi’nde 18 il bulunur: Amasya, Artvin, Bartın, Bayburt, Bolu, Çorum, Düzce, Gümüşhane, Giresun, Karabük, Kastamonu, Ordu, Rize, Samsun, Sinop, Tokat, Trabzon ve Zonguldak. Bunların 11’i doğrudan Karadeniz kıyısındadır.
Fakat sosyolojik açıdan asıl mesele bu sayıyı bilmekle bitmez.
Asıl mesele, bu illerde yaşayan insanların nasıl bir toplum kurduğunu anlamaktır.
Kadınların emeğinin neden bazen görünmez kaldığını, gençlerin neden göç ettiğini, aile bağlarının ne zaman dayanışmaya ne zaman baskıya dönüştüğünü, geleneklerin nasıl değiştiğini, ekonomik kaynakların kimlerin elinde toplandığını ve Toplumsal adalet arayışının gündelik yaşamda nasıl karşılık bulduğunu düşünmek gerekir.
Çünkü toplum yalnızca kurumların oluşturduğu bir yapı değildir. Her gün yeniden kurduğumuz ilişkilerin toplamıdır.
Belki de bu yüzden Karadeniz’i anlamanın en iyi yolu bir haritaya bakıp illeri saymak kadar, insanların hikâyelerini dinlemektir.
Sizin yaşadığınız yerde aile, komşuluk ve hemşehrilik ilişkileri hayatınızı nasıl etkiliyor?
Gelenek ile kişisel özgürlük arasında hiç kaldığınız oldu mu?
Çevrenizde kadın ve erkeklerden beklenen roller sizce değişiyor mu?
Bir insanın yaşadığı şehir veya köy, onun geleceğe dair hayallerini ne ölçüde belirliyor?
Ve en önemlisi, kendi hayatınızda eşitsizlik ile dayanışmanın yan yana bulunduğu hangi deneyimleri hatırlıyorsunuz?
Kaynaklar ve Akademik Referanslar
Coğrafi ve bölgesel kaynaklar
Millî Eğitim Bakanlığı/EBA kaynaklarında Karadeniz Bölgesi’nin 18 ilden oluştuğu ve Batı, Orta ve Doğu Karadeniz olmak üzere üç bölüme ayrıldığı belirtilmektedir.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bölgesel iklim değişikliği raporunda Karadeniz Bölgesi’nin 18 ili ve Karadeniz’e kıyısı bulunan 11 ili ayrı ayrı gösterilmektedir.
Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü materyalinde Çorum ve Tokat’ın idari alanlarının Karadeniz Bölgesi dışına da taşabildiği açıklanmaktadır.
Sosyolojik ve akademik çalışmalar
Ciğerci Ulukan, N. (2026). “Çay Tarımında Yarıcı Kadın Emeği, Toplumsal Yeniden Üretim ve Birikim.” Emek Araştırma Dergisi, 17(29), 137-156. Çalışma Rize ve Artvin’de 2025 yılında gerçekleştirilen derinlemesine görüşmelere dayanmaktadır.
Emer, A. (2026). “Kadın, Çevre ve Kalkınma: Çay Üreticisi Kadınların Eşitsizliklere Direnme Stratejileri.” REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi, 7(2), 297-323. Araştırma Rize Pazar’da yaklaşık bir yıl süren etnografik çalışma ve 24 çay üreticisiyle yapılan görüşmelere dayanmaktadır.
Ciğerci Ulukan, N. (2020/2021). “Kırsal Dönüşüm, Tarım Dışı İstihdam ve Kadın Emeği: Fındık Fabrikalarında Çalışan Kadınlar.” Çalışmada Ordu Ünye’de 26 kadın işçiyle yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır.
Çiçekli, A. (2019). “Akademide Toplumsal Cinsiyet: Sosyoloji Bölümü Örneklemi.” Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergisi, 42, 51-75.
Umarız Karadeniz bölgesinde kaç il var ile ilgili bu içerik aradığınız bilgileri karşılamıştır; Donercierolusta ile kalın.