Kayseri’nin Soğuk Sabahında Başlayan Hikâye
Kayseri’de kış erken iner. Sabahları pencereye baktığımda camın buğusu, sanki dışarıdaki dünyayı benden saklamak ister gibi ağır ağır yayılır. 25 yaşındayım ve hâlâ bazı sabahlar, içimde çocukken hissettiğim o garip heyecanla uyanıyorum. Defterim masanın üstünde açık durur; gece yazdığım yarım cümleler, sabah ışığında daha dürüst görünür bana.
O gün de öyleydi. İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı. Annem mutfakta bir şeyler hazırlarken çıkan sesler, evin içinde dolaşan kokular, hepsi bir şeylerin yaklaştığını haber veriyordu. Sonradan anlayacaktım; o gün sofrada keçi eti vardı. Ve ben o gün, sadece yemek yemeye değil, kendi düşüncelerime de oturacaktım.
Pazarda Karşılaştığım O Eski Bakış
Donercierolusta okurlarına özel bu yazımızda “Keçi eti sağlıklı mıdır” konusunu derinlemesine inceliyoruz.
Öğlene doğru çarşıya indim. Kayseri’nin pazarı, insanın içine karışınca hem kalabalık hem de yalnız hissettiren bir yer. Et reyonlarının önünden geçerken, bir kasabın sesini duydum.
“Keçi eti taze geldi, isteyen var mı?”
O an durdum. Çünkü bu cümle sadece bir ürün çağrısı değildi benim için. Çocukluğuma açılan küçük bir kapıydı. Dedemden kalma bir hatıra gibi… Dağ köylerinden getirilen keçiler, kurban bayramları, soğuk taş duvarlı evler.
Ama aynı anda içimde başka bir ses daha vardı: “Keçi eti sağlıklı mıdır?”
Bunu ilk kez yıllar önce bir arkadaşım sormuştu. O zaman sadece omuz silkip geçmiştim. Şimdi ise daha farklıydı. Çünkü büyüdükçe, yediğim her şeyin bedenimde bıraktığı izleri daha çok hisseder olmuştum.
Kasabın tezgâhında duran etlere bakarken içimden bir şey koptu. Sanki sadece bir yemek seçmiyordum; geçmişimle, ailemle ve bedenimle ilgili bir karar veriyordum.
Keçi Eti Hakkında İlk Gerçek Düşüncem
O an kendime dürüst oldum. Keçi etini hiç gerçekten tanımamıştım. Sadece bayramlarda, bazen de büyüklerin ısrarıyla yemiştim. Ama hiç “bu et bana ne yapıyor” diye düşünmemiştim.
Sonra aklımda bir cümle dönmeye başladı:
Keçi eti sağlıklı mıdır?
Kendimi pazarda değil de sanki kendi içimde bir tartışmanın ortasında buldum. Bir yanım “doğaldır, güçlüdür, eski insanların yediği şeydir” diyordu. Diğer yanım ise modern beslenme alışkanlıklarının gölgesinde daha temkinliydi.
Kasap, etin yağ oranının düşük olduğunu, protein açısından zengin olduğunu anlatıyordu. Ben ise onu dinlerken bir yandan kendi bedenimi düşünüyordum. Son zamanlarda yorgunluğum artmıştı. Uyku düzenim bozulmuş, içimde sürekli bir eksiklik hissi oluşmuştu.
Belki de bu sadece yemekle ilgili değildi. Ama yine de insan bazen cevapları tabakta arıyor.
Evde Yükselen Koku ve Anılar
Eve döndüğümde mutfaktan yükselen koku beni karşıladı. Annem keçi etini ağır ağır pişiriyordu. Tencerenin kapağından çıkan buhar, evin duvarlarına sinmiş eski hikâyeleri canlandırır gibiydi.
“Bugün farklı bir şey pişiriyorum,” dedi annem, gözlerime bakmadan.
Sanki biliyordu içimde ne fırtına koptuğunu.
Mutfakta oturdum. Sessizlik vardı ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Daha çok düşünmeye zorlayan bir ağırlığı vardı.
Çocukken keçi eti yediğim günleri hatırladım. Dedemin sofrada sessizce oturuşunu, etin kokusunu, annemin “güç verir” demesini…
O zamanlar “güç” kelimesi bana sadece kaslarla ilgili bir şey gibi gelirdi. Şimdi ise daha farklı hissediyordum. Güç, bazen sadece ayakta kalabilmekti.
Besin Değeri Üzerine Düşüncelerim
O akşam sofraya oturduğumuzda, tabaktaki etin kokusu bana hem tanıdık hem de yabancı geldi. Annem “protein açısından zengin, demir içerir” dediğinde içimde bir şeyler netleşmeye başladı.
Keçi etinin sağlıklı olup olmadığı sorusu artık sadece bir merak değildi. İçimde büyüyen bir farkındalık haline gelmişti.
Daha az yağlı oluşu, sindiriminin bazı et türlerine göre daha kolay olması, vücudu yormaması… Bunları düşündükçe kendi bedenimi hatırladım. Son aylarda kendimi daha ağır, daha isteksiz hissediyordum. Belki de ihtiyacım olan şey, sadece daha “dikkatli” seçimlerdi.
Ama yine de içimde bir boşluk vardı. Çünkü sağlık dediğimiz şey sadece fiziksel bir tablo değildi. İnsan bazen en doğru yemeği yer ama yine de kendini eksik hisseder.
Sofrada Sessiz Bir Savaş
İlk lokmayı aldığımda zaman yavaşladı. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir akşam yemeğiydi. Ama benim içimde başka bir şey yaşanıyordu.
Bir yandan bedenim bu yemeği kabul ediyordu, diğer yandan zihnim geçmişle bugünü karşılaştırıyordu.
Keçi eti sağlıklı mıdır?
Bu soru artık tekrarlayan bir düşünce değil, sofranın tam ortasında duran görünmez bir misafir gibiydi.
Babam konuşmaya başladı. Köydeki günlerinden, hayvanların nasıl beslendiğinden bahsetti. Doğal yaşamın, hazır gıdalara göre daha temiz olduğundan söz etti.
Onu dinlerken içimde bir şey yumuşadı. Belki de sağlık dediğimiz şey sadece laboratuvar sonuçlarından ibaret değildi. Belki de doğaya ne kadar yakınsak, bedenimiz o kadar dengedeydi.
Ama yine de içimde bir parça sorgulamaya devam ediyordu.
Bedenimi Dinlemeyi Öğrenmek
Yemekten sonra odamda yalnız kaldım. Defterimi açtım. Sayfanın üstüne ilk cümleyi yazmak zor geldi.
“Bugün kendimi hem dolu hem boş hissediyorum.”
Keçi etiyle ilgili tüm düşüncelerim aslında daha büyük bir şeyin parçasıydı. Bedenimi dinlemeyi yeni yeni öğreniyordum. Ne yediğim, nasıl uyuduğum, nasıl hissettiğim… Hepsi birbirine bağlıydı.
Keçi eti sağlıklı mıdır sorusu, aslında “kendime iyi bakıyor muyum” sorusuna dönüşmüştü.
Düşündükçe fark ettim ki, bazı yiyecekler sadece mideyi değil, hafızayı da doyuruyordu. Keçi eti de benim için tam olarak buydu. Bir tabaktan çok daha fazlasıydı.
Geceye Düşen Son Düşünceler
Gece ilerlerken Kayseri’nin soğuğu daha da sertleşti. Pencereden dışarı baktım. Sokak lambasının ışığı yerde ince bir çizgi gibi uzanıyordu.
İçimde garip bir sakinlik vardı. Gün boyunca taşıdığım tüm sorular yavaşça yer değiştiriyordu.
Keçi eti sağlıklı mıdır?
Belki evet. Protein açısından, doğal yapısı açısından, geçmişten gelen beslenme alışkanlıkları açısından… Ama belki de asıl mesele sadece bu değildi.
Sağlık, tek bir yiyeceğin içinde saklı bir cevap değilmiş gibi geliyordu artık. Daha çok, hayatın tamamına yayılan bir dengeydi. Ne yediğim kadar, nasıl yaşadığım, nasıl hissettiğim de önemliydi.
Defterimi kapatmadan önce son bir cümle yazdım. Uzun uzun düşünmeden, içimden geldiği gibi:
“Bazen bir tabak yemek, insanın kendini anlamasına açılan bir kapı olur.”
Ve o kapıdan içeri girdiğimde, sadece keçi etini değil, kendimi de biraz daha tanımış gibi hissettim.
Bu yazımızda “Keçi eti sağlıklı mıdır” konusunu tüm detaylarıyla ele aldık. Donercierolusta sayfamızı takip etmeye devam edin!
Sizin İçin Seçtik: Keçi eti kilosu ne kadar 2025 ?